yolculuk
aşağıda herşey giderek küçülüyor küçüldükçe bütün yollar birbirine benziyor bütün ağaçlar bütün evler…
Get the Flash Player to see this player.
küçüldükçe, birbirine benzedikçe herşey hızla çoğalıp yok oluyor. seni de böyle küçültebilecek miyim içimde? o kentte seninle yaşanan o kocaman o küçük zaman dilimini diğerlerine benzetip çoğaltabilecek miyim? yok edebilecek miyim? o kentin yollarında kaybolmuştum ben bütün sokaklar senin kapına çıkıyordu. orada hangi evin kapısını çalsam sen çıkıyordun karşıma, belki de ben hep senin kapını çalıyordum. baktığım bütün insanlarda bir parça seni gördüm, yüreğim irkilerek. günlerce sen indin taksilerden bütün telefonlarda senin sesin soluduğum havada bile sen vardın. durmaksızın senin kokunu doldurdum içime. o kentte seninle boğulup kalmıştım.
seninle yaşamak herşeye rağmen güzel, upuzun bir düş gibi geliyor bana. ama yalnızca bir düşle ne kadar yaşayabilir ki insan. seninle yaşadığım tutkunun sende dokunduğum tenin, her gittiğim yerden alıp beni sana getiren kokunun ansızın tükenip yok olabileceği korkusuyla daha ne kadar yaşayabilirdim. üstelik artık yavaş yavaş karabasana dönüşen bir düş… ikimizde o kentte oldukça hiç bitmeyecekti. kimbilir belki de o kentin kendisi bir düştü. bir başka kentte sevebilir miydim seni? seni sevme cesaretini bulabilir miydim kendimde? seni sevme sabrını gösterebilir miydim?
o kent uçsuz bucaksız karmaşası içinde her gece akıl almaz raslantılarla yaşanıyor biliyorsun. her gece bütün günahları saklıyor karanlığında. yoruyor insanı; bitmez tükenmez bir yorgunluğun içinde uyuşturuyor. öylesine uyuşturuyor ki yaşanmış bütün hoyratlıkları, bütün düş kırıklıklarını hemen unutuyoruz. unutulmayan düş kırıklıkları ya da en derinden yaşanan pişmanlıklar hiçbir şeyi yeniden başlatmaya yetmiyor.
doğru sen milat oldun benim yaşamımda “bir ömürde kaç kez milat yaşanır?” bu soruyu sorarken ne kadar güvenmiştin kendine. oysa bana seninle yaşadığımız milattan önce de yaşadığımı bilmek yetiyor. bilirsin doğada hiçbirşey tümüyle yok olmaz. her nesne dönüşür yalnızca, sürekli olarak dönüşür yeni birşeylere. doğanın sonsuz devrini yaratır bu dönüşüm bütün bunları senden öncede biliyordum ben. şimdi senden önce nasıl yaşandıysa senden sonrada öyle yaşanacağını bildiğim kadar iyi biliyordum üstelik. bunu bilmek öylesine güç veriyor ki bana yaşanmış tüm düş kırıklıklarını, unuttuğum tüm pişmanlıkları yeniden anımsıyorum. beni her an biraz daha tüketen yokluğunu, bendeki yokluğuna dönüştürebileceğime de daha çok inanıyorum artık.
kaçış bu. sesin öfkeliydi. ellerinden anladım şaşkınlığını. seni bırakıp gideceğime hiç inanmamıştın biliyorum. oysa yanıbaşında gecelerboyu hazırlandım yokluğuna farketmedin. karanlığa sığınıp usulca uykusuzluğumu değdirdim uyuyan bedenine. senin koynunda ellerimi saçlarında gezdirirken her gece yeniden yitirdim seni. bir daha dönmemecesine her gece bırakıp gittim. yapamadım. uykusuz sabahlarda yeniden çaldım kapını. beynimdeki o deli, tutkulu çığlıklarda aradım hep gecemde buldum seni. bu kentten senden kaçabilir miyim hiç. bu kenti severim bilirsin. seni. hayır kaçış değil ama karşı konulmaz bir sürüklenme duygusu bu. insanoğlunun bütün acılardan sonra yüzünü kendine yalnızca kendine dönüp yaşadığı bir sürgün. her sürgün gibi benim sürgünümde de ayrılık kacınılmaz… “seviyorum seni” demiş miydin hiç. sanmıyorum ama sevmek tutkulu çağrıları bir gecenin uykusuzluğunda yatıştırmaksa sevdin beni biliyorum. diğerlerini sevdiğin kadar sevdin beni de. sen, yaşamın sürekli değişen renkleriyle çoğaltabildin kendini. yeni yeni sevgileri taşıdın ’sevgimize’. bende denedim, diğerlerini sevmeyi bende istedim. ama senin kokunla öyle doluydum ki ne kokularını duyabildim onların ne de soluk almayı becerebildim. geriye yalnızca yokluğunu yaşamak kaldı bana. yanıbaşımda yokluğuna dayanamazdım.
“bütün günahlarını bana bırakıp gidiyorsun öyle mi!…”
herşeyimi sana seninle birlikte varoluşuma borçlu olduğumu söyleyen? kimbilir doğruydu belkide. bir tanrı olmak istedik küçücük dünyanın tek tanrısı. o zaman günahlardan korkmamalı, tanrıların günahı olmaz ki. içinde doğup büyüdüğüm o kenti adım adım doldurdun. günahlarımla, korkularımla yürek acılarımla yapayalnız bıraktın beni. onları sana değil tümüyle sana ait olan kente bırakıp gidiyorum. çünkü onlarda benim gibi yalnızca seninle var oldular.
bembeyaz bulutların arasında ilerliyor uçağım. soluğunun başımı döndüren ılıklığını duyuyorum. yüzün ara sıra görünüp kayboluyor. yüzünü bulutların arasında gördükçe sana henüz söylemediğim bütün sözler adına burukluk kaplıyor içimi. o kentin seninle yürüyemediğim yolları bütün kıyıları seninle açmadığım bütün kapıları adına. yaşamın sana ait olan biriktiremediğim her anı için kahrolası bir pişmanlık duyuyorum.
yolboyu ilerliyor uçağım. gidilecek yere henüz varılmadı. uçak az sonra inişe geçecek biliyorum ki varılacak yerde sen olmayacaksın artık, bulutlarda olmayacak. yüzünü de yavaş yavaş unutacağım.
Bu yazı şu ana kadar 228 kez okunmuş.





Biçok yazında kendimden bişeyler buluyorum.Hergün neredeyse yazı bekler oldum bilgisayarımı açtığımda ilk girdiğim sitelerden oldu burası.Bizlerle paylaştığın için tekrar tekrar sağol.
Abi bu nasıl birşey ya pes diyorum sana sende ne cevherler varmışta bizim haberimiz yok.Helal olsun.Birde çalanşarkı ile yazı cuk oturmuş.Şarkının adını söyleyeni de yazaydın ya.
Offf ya offfff :(((