kırıntılar
sabaha bile ulaşamayacak kadar kısa gölgemin duvarlara çizdiği resimlermiş hayat hikayem.
hatalarımın, yanılsamalarımın, nedensizliklerimin yığılıp kaldığı kan göletine düşen çığlıklarım son nefesini verirlerken, bir köşede beni bekliyor ağlamaklı çocukluğum.
gözlerim kirlenmiş,
sesim kuma gömülü,
kalbim aylardır çekmecede küçük bir kutunun içinde saklı, hiç çıkasıda yok.
darağacına asılı sözcükler ve çıldırası sessizliğin hüküm sürdüğü çaresizlikte,
kurduğum hayallerin tek tek ışıkları sönüyor.
ince sızılar dişliyor her yanımı,
dünya midemi bulandıracak derecede hızlı dönüyor ve ben kusma isteğimin tatmini olan cümlelerimi saçarken daha bir başka eksik hissediyorum kendimi.
soğuk anlar düşüyor gözlerime.
tüm düşlerimi cüzdana sıkıştırdığım ya da her adımda sona yaklaştığım canı burnunda şehrimin o dondurucu anları,
yine uÄŸurluyorum baÅŸka bir iklime.
ağlamaklı bir çocuğum,
verdiğim sözlerden utanıp, vazgeçiyorum hikayelerime bez bebekler dikmekten.
ışıktan yoksun, laçkalaşmış zamanın yoksunluğunda,
sünepe gerçeklerimi,
tadı çoktan kaçmış uykularımı,
bir köşede unuttuğum eskimeye yüz tutmuş tenlerimi
saklı kalan intiharlarımı,
kaç zaman daha çekeceğimin belli olmadığı sancılarımı,
tüm ezberleri bozarcasına sökerek, sökülerek, paramparça çıkarıyorum kendimden.
o kadar zaman oldu neden çıkaramıyorum seni içimden,
atamıyorum sana ait hiçbirşeyi,
istemiyorum bana yaklaşmak isteyen hiç kimseyi.
yapamıyorum senden sonra, gülemiyorum bile.
beyaz bir kağıtta ikamet ediyorum artık…
ayrılıklar bir kağıt gibi yırtıldıklarında sularla, içimizi ve dışımızı ıslatanlar düştüler yanaklarımıza. bir kağıt nasıl alırsa yağmurun iğriliğini, öylece bıraktık bakışlarımızla yitirdiklerimizi.
Bu yazı şu ana kadar 416 kez okunmuş.





ayrılıklar bir kağıt gibi yırtıldıklarında sularla, içimizi ve dışımızı ıslatanlar düştüler yanaklarımıza. bir kağıt nasıl alırsa yağmurun iğriliğini, öylece bıraktık bakışlarımızla yitirdiklerimizi.