Anthony and the Johnson
Olduğun yerden bakmıyorum dünyaya. Görmeyi çok istediğim bir yüz ve bu sadece senin. Olanlardan ve uzun sessizlikten sonra, biriken onca sözcükten sonra, dibe ve daha derine olanca hızla battıktan sonra ilk yüzey yakınlarında bir yerde nefes yakınken, görmek istediğim tek yüz, senin yüzün.
OlduÄŸun yerde deÄŸilim, dünyanın baÅŸka yerlerinde- aynı zamanda, baÅŸka gerçeklerle, kalabalık -kimsesiz arasındaki çizgide dönüp dururken yani; sen dönüp ben dururken, içindeki kalabalığa, içimdeki sessizllikten olanca gücümle sesleniyorum…
Dünya olması gerektiği gibi değil. Hak edilenler de. Ve yerim yok ezbere tavsiyelere. Tüm ihtimallerin kendini yalanlayıp ötekine devşirilen bir rüya bu belki de. Tam da bu yüzden uyanmak, tam da bu yüzden sokaklara çıkmak, tamda bu yüzden yüzüne bağır çağır bir düşü anlatmak.
Okuduğum her satırda seni aradım ben, konuşulan her sözcükte izini sürdüm. Sabırsızlığım hep bu yüzden.
Olması istenecek dünya bu değil şüphesiz. Doğmadan öldürülen çocuklar, doğunca açlıktan ölenler, büyümeyi saçma hastalıklar yüzünden görmeden göçüp giden nesiller ve kalanlara devredilen kokuşmuş sistemler var. En çok bu yüzden, yüzüne hasret utangaç gözler biriktirdim.
Dünyaya sorulsa olmak istediği örtü bu olmayacaktı belki de. Şevkatli ve bereketli geniş sofralar düşleyecekti. Biz dünyaya hiç sormadık, dilini öğrenmediğimizden belki de,sözlerini dinlemedik, gerek duymadık. Yüzünde duymak istediğim hikayeler var. Adına en çok bu yüzden aşk dedim. Her aşk devrim değildi şüphesiz ama her devrim ihtimali buram buram aşktı. En çok bu yüzden belki de hayata aşk yakışırdı.
Sana ÅŸimdilik bir son yazamıyorum. KarşılaÅŸacağımız bile meçhulken, zaman; olanca kayıtsızlığında kendine akarken masallar unutulur nesillerce. Katlanmak; unutarak büyümek ve yaÅŸlandıkça daha çok unutmak olur. Belki en çok bu yüzden çeliÅŸkilerimizi sevdik. Git ve kal gibi, gelmesini delice beklerken hazır olmamak gibi. YaÅŸam ironilerden ibaretti ve nasılsa unutulup gidecekti…
Bu yazı şu ana kadar 264 kez okunmuş.




